Elektronik paranın ekonomi-politiği


Bitcoin miktarının sınırlı olması nedeniyle üretiminin zorlaştırılması ve bunun sonucunda çok fazla elektrik tüketen büyük bilgisayarlara ihtiyaç duyulması ve bunun sonucunda üretilmesi gereken elektriğin çevreye zarar veriyor olması bir çelişkiler yumağı içinde bulunduğumuzu gösteriyor. Temelde mevcut parasal ekonomik altyapıya bir alternatif araç sunan bitcoin, en temel ekonomi gerçeği ile bizi karşılaştırmış durumda. Sınırlı üretilen ürünlerin fiyatı taleple birlikte artar. Pekiyi, üretim maliyeti de artarsa ne olacak? Çin’in hen0z düşük olan elektrik üretim maliyetleri daha ne kadar devam edebilir? Bitcoin dolara ve kökleri ortaçağın şövalyelerine dayanan merkez bankası yapılanmasının 19-20.yy parasal ekonomisinde oyun değiştirecek güce sahip olabilecek mi? Bu ve benzeri haberler bana bunun kolay olmayacağını gösteriyor.

Bitcoin dünyanın tüm elektriğini tek başına emiyor! – Teknoloji Haberleri

Advertisements

500 yıl önce Martin Luther “Yeni” Medya kullanmış!


Bilişim anabilim dalındaki yüksek lisans ve doktora derslerimde yeri geldiğinde hep söylüyorum “Yeni Medya” terimindeki yeninin kronolojik anlamda yeni demek olmadığını. Eskinin zıttı anlamına gelmediğini. Zamanın ruhunu yansıtan medya demek olduğunu…

Nitekim Economist dergisindeki Social media in the 16th Century: How Luther went viral başlıklı (17 Aralık 2011) yazı da Martin Luther’in de yaklaşık 500 sene önce, kendinden önceki teşebbüslerin başarısız olduğu bir ortamda, o zamanın yeni medyası olan gelişmiş baskı teknolojisi ve sosyal ağları kullanarak sosyal değişimi hızlandırıp Hristiyan dünyasında viral olarak yayıldığını anlatıyor. İlginç değil mi?

Thanks for your interest in my academic papers on academia.edu


Bilişimin en temel kavramlarından biri de bilgi kavramıdır. Bu kavramı açıklamak için de veri-enformasyon-bilgi piramidi metaforunu kullanırız. Bilginin çok temel bir özelliği vardır ve bu özellik nedeniyle fiziksel ürünlerden ayrılır. Bilgi paylaştıkça çoğalır. Masallardan efsanelere, kitaplardan bloglara, konferans ve seminerlere kadar sözlü ve yazılı, fiziksel veya sanal tüm ortamların temel anacı bilgiyi yaymak ve paylaşmaktır. Böylece basitçe, bir kişinin bildiğini pek çok kişi bilir. Bu özellik akademik ortamlarda ayrıca önemlidir. Bilim insanları yaptıkları çalışmaları yayınlayıp paylaştıkça o alanlarda çalışanların sayısı artar. Farklı fikirler bir araya gelir yeni fikirler ortaya çıkar. Google Akademik, academia.edu ve researchgate gibi sanal ortamlar bilgi paylaşımına katkıda bulunuyor (bu noktada ticari kaygıları ve yayın dilinin dünyadaki geçerliliği gibi problemleri de göz ardı etmemek  gerekir). Bu bağlamda, geçenlerde academia.edu dan aldığım bir e-postayı paylaşıp takipçilerime teşekkür etmek istedim. Benim bütün yayınlarım bu bloğumda olduğu gibi aynı zamanda academia.edu’da da yayında olduğu için sık sık bilgilendirme mesajları almaktayım. Bu gelen e-postada da şöyle bir mesaj vardı: You’re now in the top 3% of researchers on Academia.edu! (Academia.edu da en çok aranan araştırmacılar arasında ilk %3’tesiniz). 

App Annie


Cep telefonunuzla ne kadar vakit geçirdiğiniz ile ilgili soruları genellikle anketlerde sorarız. Bu sefer cevabı bir uygulamadan alıyoruz: App Annie. Bu uygulamanın kullanıcılardan topladığı verilerin, bizim anketlerde kullanıcılara sorduğumuz “günde kaç saat cep telefonu kullanırsınız?” sorusuna aldığımız cevaplardan daha kesin veriler olduğuna da  dikkatinizi çekerim. Analiz sonuçlarına göre akıllı cep telefonlarımızda ortalama 90 uygulama oluyormuş ve bunların sadece 30 kadarını düzenli kullanıyormuşuz. Daha da ilginci/vahimi ise bu uygulamalara ayırdığımız süre günde 135 dakikaya, diğer bir deyişle, yılda bir tam aya karşılık geliyormuş. Devamını buradan okuyabilirsiniz. Okurken ister istemez cep telefonu kullanım süreniz de artmış olacak! 😜